Mustafa amca.65 yaşında.3 evlilik yapmış.Aradıgı mutluluğu bir türlü bulamamış,Yeniden evlenmek istiyor.Mustafa amca işi biliyor,adres bu amacını gercekleştirmesine yardımcı olacak televizyon kanalı.
Tarlanın küçük taşlısı,kadının uzun saclısı makbuldur dıyor baslıyor talibini aramaya.
Modern görücü usulu evlilik modeli!
.Eger 3 kişiyi tanıstırıp evlenmelerıne sebep olursam cennetlık olucam deyip millete talip bulan meraklı teyzeler –amcalar artık rövaşta değil.
Artık bu önemli aile kurumunun temel tasları da reyting ugruna televızyon programlarına malzeme oldu.Bu programı izlerken hayat buluyor,hayatı izliyoruz.İnsanları keşfediyoruz.
Kadınların beklentileri,erkeklerin istekleri.Evlenebilmenin şartlarını öğreniyoruz.Eğitici bir program valla.
25 yasında daha hiç evlenmedigini buyuk bir kusurmuş gibi anlatan bayanlar,eger bir eş bulursam cocugu anneme bırakırım önemli değil diyen sözde anneler,kriterleri “dürüstlük”olan yüzlerce insan….
Ama hayır dürüstlükten önce hiç kimsenin unutmadan sordugu tek bir soru var ;aylık kazancınız ?
Program erkeğe maası ,kadına yaşı sorulmaz sözünü yerle bir etti.İnsanlar deneyımler kazanıyorlar,kotu evlılıkler geciriyorlar ve gerı kalan zamanlarında yeniden evleneceklerse tek beklentılerı ;rahatlık oluyor..Maddi –manevi rahatlık.
Beylerde akıllanmış ,evleneceksem diyor hanımda en azından emeklı maası alsın o zaman gül gibi geçinip gideriz.
Gecen gunlerde iki kız arasındaki dialoga sahit oldum.Biri sevgilisinden ayrılmış .Diğeri nedenini sordugunda verilen cevap ilginçti.”Bir arabası bıle yok,gormuyor musun tvdekı kadınları ,maas istiyolar,ev istiyolar,araba istiyorlar.Benim ne eksiğim var?”
Ne eksiği var?
Araba?
Ev?
Para?
Bu konuşmayı yapan kız yaklasık 18-19 yaslarındaydı.Eger aileden gelen bir şeyler yoksa o da su an bunlara sahip değil.Kendisinde olmayan kriterleri baskalarından bekleyen insanları anlamak zor.
Tamam bu zaman da calışır,edilir,kocanla-karınla mal edinirsin demek fazla iyimserce bir yaklasım oluyor.
Artık anneler bile kızlarının arkadaslarıyla ilgili bir sorgulama içine girdiklerinde ilk cevap almak istedikleri soru ;mal varlığı.
Nerden geldim buraya Mustafa amcadan.
Söylüyceğim o ki ; hayatta bir çok şeyi zamanla kazanabiliriz aynı kaybedebilecegimiz gibi..
Mustafa amca saglığı ve varlığı yerinde oldugu muddetce ömrü yettigince evlenir durur.
Bu dunyada bir çok amca,teyze,abla,abi vsbir çok insan hayallerıne kavuşabilir ve mutlu olabilir.Sadece dogru soruyu sorsunlar
Gazzeli bir çocuk olduğunu düşün Oyuncakların gökten düşerken...
Kimleri belki de havai fişek gösterisi sanıyordur atılan bombaları,taa ki o gösteri sandıkları şey o ufacık vucutlarını delip deşene , en çok acıtan,en cok kanatan,en sebepsiz acıyı çekene kadar.
Belki de daha dün şeker almıştı şu an kanlar içinde yerde yatan bakkal amcasından…
Neyin bedelini ödüyoruz , biz ne yaptık ki bu kadar vahşi bir savaşın ortasında bırakıldık denen gözlerle etrafa bakıyorlar.
Evcilik oyununun vazgecılmez arkadası Ayşe elinde bez bebeği ve cansız bedenıyle babasının kucagında uzaklasırken onu bır daha göremeyecek olmanın acısını yasıyolar.Ama belki hani şu kötülüklerin olmadıgı diğer dunya da yine kaşılasır yine evcilik oynarlar.
Çocuklarının umudu hiç tükenmez ki ….
Vücunda çıkan ufacık bir yaranın dayanılmaz bir acı oldugunu düşünürken şimdi yasıtlarıyla vücutlarına saplanan şarampel parcalarının çıkarılmasını beklıyorlar bir hastane odasında.
Uyumaktan korkuyolar belki de, uyanıp yanlarında annelerini görememekten.
Onlara anlatılan masallara inanmak isterken ,aslında dinledikleri tum masalların hayaL olduğunu fark ediyorlar.
Yaraları daha çok büyümesin istiyorlar.
Babasına dönüp “niiye bizi öldürüyorlar?tabagımdakı yemegı bitirmezsem Allah beni cezalandırır demişti annem,yoksa bu yüzden mi”diye soruyolarlar.Cevap yok.Nasıl olsun ki?
Aralarında şanslı cocuklardan bahsedip ,bi gun onlar gibisadece yataklarının altındakı hayali canavardan korkacaklarına ve büyüyüp savaşları durduracaklarına yemin ediyorlar.
İnanıyorlar ki bir gün büyüyecekler ,anneleri aglamayacak,babaları bir kenarda susup oturmayacak,kardeslerini her türlü kötülüklerden koruyabilecekler.
Evde oturup ölümü beklemiyorlar.Kim demişse halt etmiş.Uçurtmamı vuramayacaksınız diye bagırıyorlar…
Ama bu sessiz haykırış her geçen gün azalıyor.Anlatıldıgı gibi değilmiş galiba,adil değil hiçbir şey.
Bir gün görüyorlar ki büyüyüp savasları bitirecegiz diye yeminler ettiği yol arkadasları çarsaflara sarılmış,kanlar içinde bir yerde yatıyor.
O zaman anlıyor Gazze çocuğu;hayat zormuş,adil değilmiş,sevdikleri gitmiş,belki sıra ona geliyor.
Bağıramıyor,isyan edemiyor,aglayamıyor.
Anlamaya çalışıyor bu amcalar ne istiyor onlardan?
Babası hep “arkadasların iyi anlas,hiç kavga etme,birbirizi üzmeyın,canınızı yakmayın “derdi.İyi de bu amcalara kötü bir şey yapmamıştı ki ,şimdi onlar niye onun canını yakıyor?
Gazze çocuğu bunları düşünürken biz de kocalarımızın ilgisiz davranışlarını,çocuğumuza ne oyuncaklar alacagımızı,begendiğimiz elbisenin pahalılığını,göz altlarımızın niye kırıştıgını düşünüyor,dert ediyoruz…
Hep derler ki,Kadının biten bir ilişkinin ardından kendine saracak yeni kollar aradığı doğru fakat yeni bir aşka yelken açtığını düşünmek yanlış!..
Evet kadın ayrılığın ardından başka bir erkekle birlikte olmakta zorlanmaz ama kendinin bile inanmadığı bir oyunu sergilemektedir o anca. İntikam ateşiyle sarılır yeni gelene. ‘Ondan başkasıyla da sevişebiliyorum işte’ gösterisidir o biraz da.
Hemcinslerim çok iyi bilir ki, yeni gelenle eskisinin acısı dindirilmek istenir, ‘pansuman abi’ deriz biz onlara. Dışarıdan ilişki gibi görünen aslında kadının kendini acıtma seremonisidir.
Ama erkek?.. Yaşadık ve gördük ki uzun süren ilişkinin ardından rahatlıkla hiç tanımadığı biriyle ilişkiye girebilir, evlenir, yeni bir hayat kurar. Çünkü erkekler unutur, kadınlar hayaliyle yaşar gidenin, bu kadar basittir. Nokta!
Aşka inancını yitirmiş çok kız arkadaşım var. Bir önceki ilişkinin hasarıyla yenisine ‘merhaba’ deme gücü bulamayan nice yaralı...
Oysa aşkın suçu yok ki. Faturayı aşka kesmek büyük hata. Erkekler bunu yapmıyor işte. Doğaları gereği unutuyor onlar, eski defteri tamamen kapatıp, öyle başlıyorlar yeni biriyle.
Bir ilişkiye başlarken unutmamalı insan, aşk çok kalmayacak bizimle, zamanı geldiğinde gidecek.
Önemli olan aşk gittikten sonrasına yatırım yapmak. Ona da kimsenin gücü olmuyor galiba. Gücümüz olsa yaradılışımız izin vermiyor, kadınız neticede. Tüm bu yaşananların benim bildiğim tek çaresi var, aşağıda yazdım onu da.
Bazen bir kelime bile eksik olsa bambaşka bir anlam yükleniyor yazıya. Hep yaptığımız hatadır, kafamızdan geçtiği gibi anlaşıldığını düşünmek. Hani erkekler unutur, kadınlar gidenin hayaliyle yaşar . Hala gidenin hayaliyle yatıp kalktığımızı sananlar olabilir. En başta giden böyle düşünebilir ki... Aman ha!..
Bunun da bir süresi var elbet, zaman aşımı diye bir şey. Ne yalan yazayım, bir küçük iz kalsın diye çok direndim, severim ben yaralarımı kaşımayı, kanadıkça çoğalmayı anılarla...
Birlikte geçen onca seyin hatrına sımsıkı sarıldım yarama, üstüne basıp geçerler diye kimselere kalbimi açamadım ondan sonra.
Ne yazık ki (!) kendi kendine, kapandı zamanla. Ne bir iz ne sızı, bana canım sıkıldıkça kaşıyacak, başka adamlara kızdıkça sarılacak en ufak bir anı kırıntısı bile kalmadı. Ne kadar direndiysem, unutmadım unutamam diye eşlik ettiysem şarkılara boşa çıktı.
O yüzden sızlanmayın boşuna. Kadın unutmak istemese de zaman hükmediyor kalplere. Aşktan çok, zamanın köleleriyiz biz aslında.
Ondan sonra kimseye âşık olamıyorum da demeyin. Zamanınızın dolmasını beklemeniz gerek.
Bir kadın çıkıp diyorki; yaşadığım ilişkinin yarısı kadar zaman geçince ayrılık acım geçecek ???
Belli yaralı , belli sindirilmiş , belli yenilmiş !!!
Kafam karışıyor, önce anlamaya çalışıyorum , ama anlayamıyorum., matematiğin en olamaması gereken yerde karşıma çıkmasını kabul etmiyorum.Aşkı,yaşananları,inişleri,çıkışları tatlısı ile acısı ile çarpmak bölmek karekökünü almak benim öğrendiğim cebir formüllerinde yok ki , hiç olmadı ki …
Zamanlama ile aşk yaşandığı olurmuy du ? Üç vakte kadar aşık olucam, aşkım 10 vakit sürecek , aşk acım da anca 5 vakitte gececek.Çikletten çıkan eğlenceli fal dizelerini andırıyor.Bu işin komik tarafını alıp belki de kadının yaşadığı acıyı hafife aldığımdan da utanarak bu formülle çıkıyorum işin içinden.
Elinden kıymetlini almışlar sana sormadan….
Yanına kar aşkının meyvelerini bırakmışlar … En güzeli ya aslında ….
İşin gücün de varya pek çok kadının olmadığı , Şans ! Ayağın yere basıyor çok güçlüsünden görebiliyorum.
Peki derdin ne ki, be güzel saçlı kadın kendine daha yıllarca acı çektirmek için tam 13 yılı daha paha biçiyorsun.Seni bırakıp gidene o güzel ömründen hala yıllar vermeye çalışıyorsun ? Aşk acısı matemetiği yaparkan hiç aklına gelmedimi ömrünün matematiğini yapmak ? Hiç mi dostların da olmadı seni uyaracak ? Sana 13 yıl daha hayata kazık kakacağının garantisini kim verdi ki ?
Yarın güzel bir gün olacak desem , yataktan kalkıp pencereyi açtığında gökyüzünün en derinlerinde aşk acını gömmüşsün de yarın sabah haberin olacak desem bana inanırmısın ? Değil 13 yıl 13 saniye bile daha vermeye gerek kalmamış desem beni anlar böyle olduğunu görebilirmisin ? Bak ben görebiliyorsam sen de göreseksin inan. Güzel gözlerinle yüreğine inen perde yarın sabah kalkacak.
Artık hiç kimseye seni seviyorum diyemiyorum. Daha da kötüsü artık aşka inanmıyorum.
Peki aşk nerede? Bir zamanlar yaşadığım tutku dolu duygularıma ne oldu. Bu kadar kolay mı aşkı unutabildim? Yoksa aşk mı beni unuttu haberim yok?
Zamanında aşkın en güzel anlarını yaşarken aşk çamura mı saplandı?
Biz aşkı yaşadığımızı zannederken yaşadığımız şey sadece tutkularımız mıydı?
Kendi istediği zaman bizi hava almaya çıkartan, çoğunlukla hücre hapsine mahkum eden, küçücük ışıksız bir odada hareket etmemize bile izin vermeyen bir yaratıkla şu an ne işim olabilir ki?
Kendi kendime sorgulayıp duruyorum. Gerçek aşkı ne zaman bulacağım diye? Yoksa buldum da ben mi gözümden kaçırıyorum?
Yoksa hiç beklemediğim bir anda beni terk eden, gideceğim dediğinde kapıyı kapatıp anahtarı sakladığım halde ısrarla anahtarı arayıp bulan ve kapıyı yüzüme kapatıp çıkan aşkı mı bekliyorum?
Biliyorum, gideceğim diyenin önünde kimse duramaz….
Peki ben hala niye kapının kilidini ısrarla değiştiremiyorum?
Bir sevgiliniz vardı ve artık yok. Kabullenmek istemesenizde bitti bu ilişki. Ama siz hala onu özlüyor, "belki bir gün yeniden döner" diye hayaller kuruyorsunuz. Peki ya hayatınız? Siz farkında olmadan akıp gidiyor elinizden. Çoğumuz biliriz ya da duymuşuzdur. "Yeni Türkü" grubunun bir şarkısı vardır. Maskeli Balo...
.... Yaredir sinede eski sevgili Eski sevgili, eski günler Hayata baksana takmıyor kimseyi Hiçbir şey diriltmez artık geçmişi Yaredir yinede....
Bir ilişkiye başlarken ne zaman biteceğini, nasıl biteceğini bilemez insan.Nasıl bitecek biliniyor ya da en başta düşünülüyorsa da bunun adına da ilişki denmez zaten. Bitiş anı ise çoğunlukla bağra çağıra gelir.
Aşk haykırır"bitiyorum beni kurtarın" diye. Taraflardan biri bu haykırışa kulak verip çaba göstersede, diğer taraf onunla aynı fikirde değilse, tek tarafın çabası o aşkı kurtarmaya yetmez. Aşkı kurtarmak istemeyen taraf sonunda pılısını pırtısını toplayıp çeker gider.
Sonra birbiri ardına sorular gelmeye başlar. "Neden Bitti?", "Hata Kimdeydi?", "Başkası mı var?" Bu sorular yanıt bulsa dahi neyi değiştirebilirsiniz ki?
Düşündükçe işin içinden çıkamaz hale gelirsiniz. Sizi böyle p.. gibi ortada bırakıp gitmesini içinize sindiremezsiniz. Bu durumda kimisi işi hakaretlere hatta şiddete kadar vardırır. Kimisi nasıl intikam alacağının planlarını kurmaya başlar. Kimisi de kendisini daha sonra daha çok acı verecek olan "Geri Dön" yalvarmalarına başlar.
Eski aşkınızın hayali sizde ne kadar uzun süre kalırsa, sizin hayattan kopuk şekilde yaşamanızda o kadar uzun sürecektir. Elbette unutmak mümkün değildir. Şarkı da şöyle devam eder zaten;
....Yaredir sinede eski sevgili Ne yapsan kolay unutulmaz Ağlama geçmişe yaşadık bitti Anılar bizi yalnız bırakmaz Yalnızız yine de....
Kimse kimseye "anılarını unut" diyemez. Ama sevgilimiz olduğunda bile "yalnız" olduğunuzun bilinciyle yaşamalıyız ilişkilerimizi. Hayat bir kişinin ellerine bırakılmayacak kadar değerli değil mi? "Yaşadık güzeldi ama bitti" demeyi öğrenmeli ve unutmamalı; terk edilen, hayata direnme gücünü yine kendisinden almak zorunda kalacak. İşte bu güce sahip olduğunuzun farkına vardığınızda, hayatımızın ellerimizden kayıp gitmesine izin vermeyeceğiz.
Bu arada, Yeni Türkü bir başka şarkısında da şöyle diyor;
.... Aşk yeniden unutulmuş yemin gibi Aşk yeniden hem tanıdık hep yepyeni Aşk yeniden kendini yarattı kendinden.....
YAZIMIN BASLIĞINI GÖRÜP DUYGUSAL SATIRLAR DÖKTÜRDÜĞÜMÜ MÜ SANDINIZ O HALDE YANILDINIZ : )
Böyle bir soru vardır ya... Manalı... Ağır yani... Soruluş şekline göre de değişir aslında. Sorulduğu mekân ve atmosfer de önemli tabii... Hangi niyetle sorulduğu da... Mesela başına “şimdi” eklenirse yani, “Şimdi mutlu musun?” diye sorulursa, olay birden değişir.
“Karagümrük yanıyor” kıvamına gelir. Ortada bir aşk-meşk meselesi var demektir. Ve tabii bir de ayrılık.
Mağdur taraf sorar bunu, hâlâ seven ve muhtemelen orada takılı kalmış taraf, “Şimdi mutlu musun?” Yani, “Beni bıraktın gittin, içimize ettin, rahatladın mı?” nın manalısı...
İçinde acındırma da var tabii... Yani, “Ben b..k gibiyim, haberin olsun. Gelirsen de buradayım” ın arabeskçesi...
İçler acıtıcısı... Başka türlü de sorulabilir tabii... Ama konu yine aşk-meşk çerçevesini aşmaz. Henüz tavlama aşamasında... Adam birkaç kadehten sonra kadına sorar: “Mutlu musun?” Bu da aslında, “Sen biraz dökül, sonra da bana...” demektir.
Mutsuz kadınların daha kolay tavlandığını biliyoruz değil mi?
O mutsuz kadında bu soru, turnusol kağıdı etkisi gösterir.
Bakışı değişir. Sanki sığınacak bir liman bulmuştur. Dökülür...
Aynen adamın düşündüğü gibi yani...
O kadın, o sorudan itibaren içgüdüsel olarak adamla evlenmeyi hayal eder.
Adam da onunla yatmayı...
Dedim ya, içgüdüsel olarak...
Artık hangisiyle sonuçlanır, bilemiyorum. Yani bu soru iki amaçla sorulur genellikle ama...
Ama cevapları yaşlara göre değişir.
40’LIKLAR TERBİYESİZDİR Kadınlar bu soruya her yaşında farklı cevaplar verir.
Mesela, 20’li yaşlardakiler boş boş bakar. Ne diyeceğini şaşırır ve heyecanlanır.
Üç-beş yerden kulağına çalınmış bir iki beylik laf etmeye kalkar,
“Anlık mutluluklar vardır, insan sürekli mutlu ya da mutsuz olmaz ki” türünden...
Çuvallar yani. Yazık.
30’lu yaşlarda işte az önce bahsettiğim bunalım dönemleri yani, bu soru önemlidir. Hem abuk sabuk ilişkilerin başlangıcı olarak hem de 40’lara hazırlık bakımından... 30’lardaki kadın, çok yaşadı ya(!) bu sorunun cevabını bulmuştur kendince. Kendince tabii...
Bu soruyu duya duya, güzel bir cevap da oluşturmuştur kafasında... Beğendiği, akıllıca bir cevap. Bu kadının iki amacı olabilir: Karşısındaki adamı şaşırtmak, zekâsıyla... O yaşta nedense bir “Ben akıllıyım” iddiası vardır. Ya da kendini acındırmak ister, bunalım yani... 40’lıklarda durum tamamen değişir. Hele 40’ların ortalarına doğru... Hiç tavsiye etmem. Sormayın. Bu soruyu onlara sormayın. Alacağınız cevabın meali şudur:
“Ne diyon dümbük?”
Ya da: “Hadi canım, hadi... Bunlarla uğraşamam. Ne istiyordun sen?”
Biliyorsunuz 40’lıklar da biraz terbiyesiz olur. Bir vurdumduymazlık, bir arsızlık gelir üzerlerine... 50’ler işi bilir. Mutlu mu, mutsuz mu olduklarını yani... Durum ortadadır zaten. 60’larda... Ne bileyim? Bence var ya... Bu soru da yasaklansın.
Nedir bu yaa? Cak cuk ediyorsun? Mutlu muymuşuz da, değilmişiz de... Neyse derdin söyle...
Turk Aile Standartlarına uygun,dogru kişiyi(ki gerçekten var mı,emin değil)aramakta,evlerın çeşitli bölümlerini dantellerle süslemiş hatta abartarak buzdolabınını raflarına bile dantel sermiş arkadasının annesıne saskınlıkla bakan,Türk filmi eşliğinde çekirdek çitletmekten müthiş zevk alan iyi aile kızı...Valla Billa...Değişen zaman,ilişkiler ve tek tıp modellere ayak uyduramayan,zamanın gerisinde kalmış bir dinazorum...Copy paste yapılabiliritem tartış